Bir Sayfa Seçin

Sağlık Hizmetlerinde İletişim

Editör: Prof. Dr. Erol Özmen

 

Güç Kaybı mı, İtibar Kaybı mı?

Prof. Dr. Erol Özmen

Sosyal, ekonomik, teknik ve bilimsel gelişmeler hasta-hekim ilişkisinde yepyeni bir dönemin geldiğini göstermektedir. Bu gelişmelerden halkın ve hekimlerin zararına olacak sonuçların çıkmasını önlemenin tek yolu bu gelişmeleri doğru değerlendirmektir.

Üzerinde durulması gereken konulardan biri de hekimlerin güç ve itibar kaybıdır. Genellikle bir arada düşünülen bu iki kavramın aslında karşılıklı etkileşim içinde olmakla birlikte ayrı kavramlar olması, hekim topluluğunun son yıllarda karşı karşıya kaldığı güç ve itibar kaybını ayırarak ele alması gerektirmektedir. Son yıllarda yalnız ülkemizde değil tüm dünyada hekimlerin ciddi bir güç kaybı ile karşı karşıya olduğu görülmektedir. Ülkemiz dikkate alındığında bu güç kaybına eşit bir itibar kaybının yaşanıp yaşanmadığı ise ancak zamanla netlik kazanacak bir konudur. Üniversite sınavlarında tıp fakültelerinin en çok tercih edilen alanlardan biri olmayı sürdürmesi itibar kaybının aynı boyutta olmadığını ve olmayacağını düşündürmektedir.

Hekimlerin güç kaybı yaşamasının nedenlerinin en önemlilerinden biri hekimliğin ve hekimlerin algılanışındaki değişimlerdir. Hekimin kendi başına her şey olduğu devirlerden, hekimin kendi başına hiçbir şey olduğu bir döneme evrilme söz konusudur. Hekimlerin eskiden “kerameti kendinden menkul” güçlere sahip olduğu var sayılırken bu algı giderek değişmiştir. Eskiden toplum içinde gelir ve mevkiden kaynaklanan güce sahip olanların sayısı görece daha az iken günümüzde hekimlik dışında başka mesleklerin ve mevkilerin de güç kazanması süreci hızlandırmıştır.

Yakın zamana kadar hekimliğin sahip olduğu gücün önemli bir kısmının toplumun geleneksel hekim tasarımından kaynaklanmış olması siyasi otoritenin işini kolaylaştırmıştır. Gelişen koşullar hekimin eskisinden farklı olarak algılanmasına neden olmuş ve toplumun hekimle ilgili idealize edilmiş bir insan tasarımı (her şeyi bilen, her şeye kadir, lütfeden, hikmetli) yerle bir olmuştur. Örneğin bir öğretim üyesinin muayenehaneye gelen bir hastadan asgari ücretin iki üç katı ücret alarak işlemleri ya da ameliyatı üniversite hastanesinde yapması ve bu yolla başvurulmadıkça üniversite hastanesinde hiçbir işlem ya da ameliyat yapmaması gücü kötüye kullanmadır. Bu noktada daha “güçlü” birinin çıkıp bu çarkı kırmaya çalışmasına sıradan bir vatandaşın tepkisinin ne olacağını tahmin etmek çok kolaydır.

Hekimlerin yaşadığı güç kaybı yalnız ülkemize özgü değildir. Sağlık hizmeti artık tek başına hekim ile yürütülecek bir hizmet olmaktan çıkmıştır. İşin içine kaçınılmaz olarak sermaye girmiştir. Sermaye işin içine girdiğinde ise kâr-zarar hesabı yapılmaya başlanmıştır. Nitekim Uluslararası Sağlık Ekonomisi Derneği CEO’su Tom Getzen’in, Medimagazin Genel Yayın Yönetmeni Dr. İbrahim Ersoy’la yaptığı konuşmada “… artık Dr. House gibi doktorların değil, sisteme uyan doktorların başarılı olabileceğini…” söylemesi, hekimin artık tek başına bir güç olmaktan çıktığını vurgulamaktadır. Hekim açısından bakıldığında ciddi bir güç kaybı anlamına gelen bu gelişmenin karşısında alışılagelen yöntemlerle ya da yalnız tepkisel biçimde karşı durmak mümkün değildir.

Gücün insanlara ya da kurumlara itibar kazandırdığı tartışılmaz bir gerçek olmakla birlikte itibarın da güç kazandırdığı başka bir gerçektir. Kaldı ki güç dışı kaynaklardan beslenen itibarın kazandıracağı güç çok daha sağlıklı olacaktır.

Toplumsal güç kaybına direnmenin bir yolu da itibar kazanmaya çalışmadır. Bu nedenle hekimlere düşen görevlerden biri de sistemli ve amaçlı bir şekilde itibar kazanma çabasına girmek ve itibar kaybettiren uygulamalara karşı durmaktır.

Prof. Dr. Erol Özmen
Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi
Psikiyatri Anabilim Dalı

Sağlık Bilimleri Enstitüsü
Sağlık Hizmetlerinde İletişim Anabilim Dalı

Güncelleme: 30.01.2018