Bir Sayfa Seçin

Sağlık Hizmetlerinde İletişim

Editör: Prof. Dr. Erol Özmen

 

Hasta Hekim İlişkilerinde Hastaların Yaşadıkları Duygular

Prof. Dr. Erol Özmen

Hastanın yaşadığı duygular ve aklından geçen düşünceler hasta hekim ilişkisinde önemli bir belirleyiciliğe sahip olmasına karşın hekimler hastalarla ilişkilerinde hastaların yaşadıkları duygulara yeterince önem vermezler. Bunun en önemli nedenleri arasında hekimin hastanın yaşadığı duygulara karşı hiçbir şey yapamayacağını düşünmesi, hastanın yaşadığı duygulardan etkilenmesi, hastanın duygularını denetlemesi ve duygusal olmaması gerektiğini düşünmesi bulunmaktadır. Oysa biraz derinliğine düşünüldüğünde bunların tamamen yanlış düşünceler olduğu açıkça görülmektedir.

Hastanın yaşadığı duygular hastanın hekime karşı, tanı ve tedavi uygulamalarına karşı tutum ve davranışlarını etkilemektedir. Hastanın yaşadığı duyguların farkına varılarak hastanın kendisini daha rahat hissetmesini sağlamak çok önemli bir psikolojik destektir.

Herhangi bir sağlık kuruluşuna başvuran her hasta, sağlık uygulamalarının her aşamasında şiddeti hastadan hastaya değişmekle birlikte endişe, sıkıntı, kaygı ve/veya bunaltı yaşar. Hekime başvuran bir kişi hekimin kendisine nasıl davranacağını, kendisine doğru tanı koyup koyamayacağını, hastalığının ne olduğunu, ciddi bir hastalığı bulunup bulunmadığını, iyileşip iyileşemeyeceğini, ne tür tedaviler uygulanacağını, kullanacağı ilaçların yan etkisi olup olmadığını, hastalığının ve tedavisinin yaşamını nasıl etkileyeceğini, kendisi için maddi bir sorun yaratıp yaratmayacağını ve gereksindiği biyolojik, psikolojik ve sosyal desteği alıp alamayacağını merak eder. Bu merak duygusu, çoğu zaman heyecanlı bir bekleyişten öte sıkıntı ve kaygı verir. Tanı ve tedavi süreçleri uzadığında ise bu sıkıntı ve kaygı duygularına çaresizlik, umutsuzluk ve karamsarlık da eklenir.

Hastalığa özgü özellikler yanında hastanın hangi duyguları hangi şiddette yaşayacağını belirleyen en önemli etmenler arasında hastanın kişilik yapısı, sosyal destek çevresinin nitelikleri, sosyal güvencesinin bulunup bulunmaması bulunmaktadır. Örneğin hasta “pimpirik” bir kişilik yapısına sahip bir kişiyse; hastalığının gerektirdiği biyolojik, psikolojik ve sosyal desteği alamayacaksa ya da sosyal güvencesi yoksa hastanın kafasını kurcalayan sorular ve yaşadığı sıkıntı daha da büyüyecektir.

Hasta hekim ilişkilerinde hastaların yaşadığı duyguları ele alırken ilk yapılması gereken bunun sıradan bir duygusal tepki mi (demoralizasyon) yoksa özgül bir tedavi gerektiren psikiyatrik bir hastalığın belirtisi mi olup olmadığını ayırt etmektir. Bu noktada sık düşülen yanlışlardan birisi de hastada psikiyatrik tanı alacak bir durum yoksa hastaya herhangi bir girişimde bulunulmasının gerekmediği düşüncesidir. Hastada tanı alacak düzeyde olmasa bile hastanın yaşadığı duygular ciddiye alınmalı, altta yatan nedenler araştırılmalı ve hastaya gerekli bilgiler verilmelidir. Bir çok hekim hastanın yaşadığı duygular ile ilgili bir şey yapamayacağını düşünse bile empatik bir yaklaşımla hastada anlaşıldığı, kendisini her zaman dinlemeye ve kendisine her zaman yardımcı olmaya hazır bir hekimle karşıya karşıya olduğu duygusu yaratılması çoğu zaman yeterlidir.

Prof. Dr. Erol Özmen
Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi
Psikiyatri Anabilim Dalı

Sağlık Bilimleri Enstitüsü
Sağlık Hizmetlerinde İletişim Anabilim Dalı