Bir Sayfa Seçin

Sağlık Hizmetlerinde İletişim

Editör: Prof. Dr. Erol Özmen

 

Hasta – Hekim İlişkisi

Prof. Dr. Erol Özmen

Görünen o ki hastaların azımsanmayacak bir kısmı, hekimlerle olan ilişkilerinden hoşnut değiller. “İki tık tık, bir şık şık” gibi eleştirel sözler de bunu yansıtmaktadır. Hastalar, hekimlerin paraya düşkün olduklarını ve muayenehaneye gidince daha farklı davrandıklarını, hekimlerin hastalıkları ile ilgili yeterince bilgi vermediklerini, kendilerinin anlamadıkları bir dille konuştuklarını, konuşmalarının sık sık kesildiğini, sormak istedikleri bazı şeyleri soramadıklarını belirtmektedirler. Hasta-hekim ilişkinin diğer tarafı olan hekimlerin de çoğu zaman bu ilişkide yaşadıklarından hoşnut olmadıkları; karşı karşıya oldukları ağır hasta yükünden, sağlık sisteminden kaynaklanan sorunlarda kendilerinin sorumlu tutulmasından ve hastaların karşılanması mümkün olmayan isteklerde bulunduklarından yakındıkları görülmektedir.

Günümüzde yaşanan hasta-hekim ilişkisine bakıldığında, hekimin hastasının kendini anlatmasını kolaylaştırmadığı, hastanın hekimin ne söylediğini anlamadığı, hastanın konuşmasının sık sık hekim tarafından kesildiği, hekimin derdinin kafasındaki sorunun yanıtını (tanı koymak amacıyla) almak olduğu, hekimin kendisini hastasının yerine koyup bakmadığı, hekimlerin bazı tutum ve davranışlarının hastalarda ne gibi duygular yarattığını düşünmedikleri görülmektedir.

Kuşkusuz sağlık siteminden kaynaklanan sorunlar hasta-hekim ilişkisini etkileyen temel etmenlerden birisi olmakla birlikte, ülkemizde hasta-hekim ilişkisinde yaşanan sorunların daha iyi anlaşılabilmesi için bu ilişkinin ülkemize özgü psikolojik dinamiklerine de bakılması gerekmektedir:

Ülkemizde hastaların şefkat gösteren, her şeyi bilen, her şeye kadir (anne şefkati, baba otoritesi ve tüm güçlülüğü) bir hekim beklentisi içinde oldukları görülmektedir. Hastaların hekimlere yönelik tutum ve davranışlarını büyük oranda belirleyen bu beklentiler, hasta-hekim ilişkisinde duyguların iki uçta gidip gelmesine neden olmaktadır. Beklentinin karşılandığı düşünüldüğünde hekime karşı yaşanan abartılı olumlu duygular yaşanmakta (hekim, yere göğe sığdırılamamakta), fakat en ufak hayal kırıklığında daha önce yaşanan abartılı olumlu duygular kolayca abartılı olumsuz (hekime dünyanın en kötü insanı gibi yaklaşılmakta) yöne kaymaktadır.

Hekimlerin ise söz dinleyen, soruları aşırıya kaçmadan uygun biçimde yanıtlayan, hastalığına sorunsuz katlanan, çok soru sormayan, tedavi uygulamalarını ve önerilerini tartışmasız kabullenen bir hasta beklentisi içinde oldukları görülmektedir (tümgüçlü baba ve onun karşısında söz dinleyen çocuk). Bu beklentiye uygun tutum ve davranış göstermeyen hastalar hekimleri kızdırabilmektedir.

Her iki taraf için de daha nitelikli ve doyumlu hasta-hekim ilişkisi kurulması için bu ilişkilerin gözden geçirilmesi ve incelenmesi gerekmektedir. Bu ilişkinin değişebileceğinin kabul edilmesi ve nasıl bir ilişki olmasının gerektiğinin düşünülmeye başlanması, değişim için ilk basamaktır. Hasta-hekim ilişkisi temelde iki insan arasındaki bir ilişkidir, karşılıklı destek, saygı ve güven gerektirir. Bu ilişkide profesyonel taraf hekim olduğu için ilişkiye yön vermesi gereken hekimdir ve ilişkinin sonucundan bütünüyle o sorumludur. Hasta-hekim ilişkisindeki belki de en önemli öge iletişim teknikleridir. Hasta-hekim ilişkisi yalnız hastadan hastalığın öyküsü ile ilgili bilgi alma süreci değildir. Bilgi alma yanında, iki insan arasında bir ilişki/iletişim söz konusudur. Konuşma, dinleme, etkileme, etkilenme, duygulanma, duygulandırma bu ilişkiyi oluşturan ögelerdir. Hasta-hekim ilişkilerinde ortaya çıkan sorunlara bakıldığında, hekimlerin iletişim becerisinin ne kadar yetersiz olduğu ortaya çıkmaktadır. İlişki kurma becerisine insanların/hekimlerin doğal olarak sahip olacaklarını düşünmek, doğru bir yaklaşım değildir. Etkili iletişim kurma becerisi öğretilebilmekte, öğrenilebilmekte ve kazanılabilmektedir. İletişim kurma becerisi gelişmemiş bir hekimin, tanı ve tedavi açısından bilgisi en üst düzeyde olsa bile, hasta-hekim ilişkisinde başarılı olma şansı çok düşüktür. Klinik görüşme becerilerinin yalnız psikiyatrik sorunu olan hastalar için kullanılması gerektiği biçiminde yanlış bir kanı vardır. Oysa doğru tanı konulabilmesi, hastadan hastalığı ile ilgili yeterli/uygun bilginin alınabilmesi ve hastaya hastalığı ve tedavi uygulamaları konusunda bilgi verilebilmesi için bu becerilerin kullanılmasına sıklıkla gereksinim duyulmaktadır. Görüşme becerilerini, hastasını biyopsikososyal bütünlük içinde anlamak ve değerlendirmek isteyen her hekimin öğrenmesi ve kullanması gerekmektedir. Hastanın hastalığı ile ilgili öyküsünü alırken ya da hastaya hastalığı ve tedavi uygulamaları konusunda bilgi verirken en fazla yararı elde edebilmek için hekimin yeterli düzeyde ilişki kurma becerisi/ustalığı kazanması gerekmektedir. Geleneksel olarak hasta-hekim ilişkisinde varolan tarz, hekimin denetimi bütünüyle elinde tuttuğu hekim merkezli görüşme tarzıdır. Bu tarzda iki yönlü iletişim pek yoktur, hastanın hekimin sorularını ve tavsiyelerini tartışmasız kabullenmesi ve uygulaması beklenir. Oysa daha doyumlu ve daha verimli hasta-hekim ilişkisi kurmak için, hastanın daha etkin katılımının ve işbirliği kurmasının yollarının bulunması gerekmektedir.

Prof. Dr. Erol Özmen
Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi
Psikiyatri Anabilim Dalı

Sağlık Bilimleri Enstitüsü
Sağlık Hizmetlerinde İletişim Anabilim Dalı