Bir Sayfa Seçin

Sağlık Hizmetlerinde İletişim

Editör: Prof. Dr. Erol Özmen

 

Hekimlerin Depresyona ve Depresyonlu Hastalara Yönelik Tutumları

Prof. Dr. Erol Özmen

Toplum içinde depresyona bir hastalık olarak değil, psikososyal bir sorun gibi bakma eğilimi çok yaygındır. Genel olarak depresyonun kişilik yapısının zayıflığından ya da sosyal sorunlardan kaynaklandığına inanılır. Böyle düşünme eğiliminde olanlar, sosyal sorunlar çözülmeden ya da kişilik yapısındaki çatışmalar giderilmeden depresyonun düzelmeyeceğine, depresyon tedavisinde kullanılan ilaçların ancak geçici bir iyileşme yaratabileceğine, altta yatan iç çatışmalar ya da sosyal sorunlar sürerse depresyonun hiçbir zaman tam olarak iyileşmeyeceğine inanırlar.
Sonuçta depresyon için çare arayışı içine girmezler. Ülkemizde yapılan araştırmalarda halkın ruhsal bozukluklar ile ilgili bilgi düzeyinin genelde yetersiz olduğu ve ruhsal bozukluğu olanlara yönelik olumsuz, dışlayıcı ve ayrımcı tutuma sahip olduğu görülmüştür.

Diğer yandan aynı toplum içinde yaşayan hekimlerin toplumda yaygın olarak bulunan bu tutumlardan etkilenmemesini beklemek mümkün değildir.
Fakat toplumun ruhsal bozukluklara bakış açısı yıllardır üzerinde çalışılan önemli bir konu olmakla birlikte sağlık hizmeti verenlerin ruhsal bozukluklar ile ilgili tutumlarını araştıran çok fazla sayıda araştırma bulunmamaktadır.

Psikiyatrik Araştırmalar ve Eğitim Merkezi Derneği (PAREM) tarafından planlanarak yürütülen bir araştırmada Adana, İstanbul, Trabzon, Diyarbakır ve Bolu’da il ve ilçe merkezlerinde çalışan 300 pratisyen hekimin depresyona yönelik tutumları araştırılmıştır.
Aşağıda bu araştırmada elde edilen bulgular tartışılacaktır.
Pratisyen hekimlerin %40’ı depresyonun bir hastalık olmadığını, zaman zaman her insanın içine düştüğü bir durum olduğunu; %80’i depresyonun aşırı üzüntü hali olduğunu, %47’si depresyonun ruhsal zayıflık hali olduğunu düşünmektedir.
Bu araştırmada pratisyen hekimlerin %95’inin depresyonun sosyal sorunlar nedeniyle ortaya çıkan bir durum olduğuna, %7’sinin depresyonun doğuştan gelen bir hastalık olduğuna ve %32’sinin depresyonun kişinin kişilik yapısının zayıflığından kaynaklandığına inandığı gözlenmiştir.

Pratisyen hekimlerin %6’sı depresyonlu hastaların toplum içinde serbest dolaşmamaları gerektiğini, %10’u depresyonlu bir kişi ile birlikte çalışamayacağını, %42’si depresyonlu bir kişiyle evlenmeyeceğini, %15’i depresyonlu bir komşusunun olmasının kendisini rahatsız edeceğini, %27’si evi olsa evini depresyonlu bir kişiye kiraya vermeyeceğini, %11’i depresyonlu kişilerin saldırgan olduğunu, %44’ü depresyonlu kişilerin hayatları ile ilgili doğru kararlar alamayacağını düşünmektedir.

Pratisyen hekimlerin %25’i depresyon tedavisinde kullanılan ilaçların ciddi yan etkileri olduğuna ve %21’i bağımlılık yapacağına inanmaktadır. Ortam değişikliğinin depresyonun geçmesine önemli katkıda bulunacağını düşünenlerin oranı %89’u, sosyal sorunlar çözülmeden depresyonun geçmeyeceğini düşünenlerin oranı %66’yı bulmaktadır.

Elde edilen veriler pratisyen hekimlerin toplumda var olan genel eğilimden etkilendiğini; depresyonu olağanlaştırma eğiliminde (bir hastalık olarak görmeme) olduklarını, depresyonun etiyolojisinde sosyal ve kişisel etmenleri öne çıkarma eğiliminde olduklarını ve olması gerekenden biraz daha fazla olumsuz tutumlara sahip olduklarını göstermektedir.
Bu bulgular hekimlerin günlük uygulamalarında depresyonlu hastalara yönelik tutumlarını gözden geçirmeleri gerektiğini ve tutumlarının depresyonu tanımalarını ve depresyonlu hastalara yönelik tedavi uygulamalarını etkileyip etkilemediğini gözden geçirmeleri gerektiğini düşündürmektedir.
Depresyonu psikososyal bir sorun olarak görme eğiliminde olan hekimler, depresyonun tedavisinin ancak psikososyal sorunların düzeltilmesi ile mümkün olacağını düşünebilirler. Bu yaklaşımları nedeniyle ilaç tedavisi gerektiren depresyonlu hastalara gereken tedaviyi verip vermediklerini dikkatle incelemelidirler.

Kuşkusuz depresyon biyolojik, psikolojik ya da sosyal nedenlerle başlayabilmektedir. Fakat bunlardan hangisi başlatıcı etmen olursa olsun ortaya çıkan depresyonun biyolojik, psikolojik ve sosyal boyutları olan bir hastalık halini aldığı unutulmamalıdır. Bu nedenle depresyonun tedavisinde her üç bileşen de dikkate alınmalı ve hastaya yardımcı olunmaya çalışılmalıdır.
Yapılan bütün araştırmalarda depresyonun tedavisinde en etkili yöntemin ilaç tedavisi ile psikolojik tedavinin birlikte uygulanması olduğu görülmektedir. Psikiyatri dışı hekimlerin günlük uygulamaları düşünüldüğünde (“demoralizasyon” ile “tedaviyi gerektiren depresyon” ayırıcı tanısını yaptıktan sonra) klinik depresyon için önerilecek tedavi, psikoterapötik hasta-hekim ilişkisi içinde bir antidepresan ilaç kullanılmasıdır.

Prof. Dr. Erol Özmen
Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi
Psikiyatri Anabilim Dalı

Sağlık Bilimleri Enstitüsü
Sağlık Hizmetlerinde İletişim Anabilim Dalı