Bir Sayfa Seçin

Sağlık Hizmetlerinde İletişim

Editör: Prof. Dr. Erol Özmen

 

“Poliklinik Hizmetlerinde Kalite”nin Neresindeyiz?

Prof. Dr. Erol Özmen

Günümüzde her türlü sağlık kurumunda sunulan sağlık hizmetlerinde kalitenin sürekli iyileştirilmesi giderek daha fazla önem kazanmaktadır. Sağlık hizmetlerinde kalite genel olarak doğru tanı konulmasını, tedavi uygulamalarında başarılı olunmasını ve hastaların sunulan hizmetten memnun olmasını ifade eden bir kavramdır. Fakat günlük uygulamalara bakıldığında sunulan hizmetin kalitesini sürekli iyileştirme anlayışının yaygın kabul görmediği ve hekimlerin sistemli olarak bu tür bir çaba içinde olmadıkları görülmektedir. Performans sistemi nedeniyle kalite geliştirilmeye çalışmaktan çok görülen hasta sayısı arttırılmaya çalışılmaktadır. Hasta sayısının arttırılması daha fazla sayıda hastanın hizmetten yararlanmasını sağlıyor olmakla birlikte sunulan hizmetin kalitesinin de yükseltilmeye çalışılması gerekmektedir.

Her türlü poliklinikte verilen hizmetin kalitesini arttırma çabası farklı nitelikler taşıyor olmasına karşın bu yazıda bir örnek olarak ele alınabileceği düşünülerek psikiyatri özelinde konu ele alınacaktır. Ülkemizde psikiyatri polikliniklerinde hizmetin kalitesini değerlendirmeye yönelik yapılan çok az sayıda çalışma bulunuyor olması nedeniyle başlıktaki soruya bilimsel bir yanıt verilmesi olası değildir. Fakat yine de özellikle üniversite ve diğer eğitim hastaneleri olmak üzere karşılaşılan sorunları şöyle sıralayabiliriz:

Birçok eğitim hastanesinde psikiyatri polikliniği hizmetleri asli görevi eğitim almak olan asistanlar tarafından yürütülmektedir. Psikiyatri uygulamasında hasta danışmanın ancak zaman ayrılarak süpervizyon şeklinde olabileceği gerçeği verilen hizmetin kalitesini tartışmalı hale getirmektedir. Bu nedenle sunulan hizmetin kalitesinin arttırılması için polikliniklerin son yıl asistanları tarafından yakın ve gerçek süpervizyon altında yürütülmesi gerekmektedir.

Her türlü psikiyatri polikliniğinde hastalara ayrılan süre son derece yetersizdir. Hastalardan çoğu zaman genel olarak nasıl oldukları konusunda bilgi alınmakta görüşmeler belirti taramadan öteye geçmemektedir. Ayrılabilen sürenin yetersiz olması ağırlıklı olarak ilaç tedavisi uygulamalarına yol açmaktadır. Polikliniğe başvuran hastaların neredeyse tamamına ilaç başlanmış olması ve bazı araştırmalarda gösterildiği gibi başvuranların azımsanmayacak bir kısmının kontrol muayenelerine gelmemiş olması sorunu açık olarak ortaya koymaktadır.

Özellikle eğitim hastanelerinde hastaların her gelişlerinde aynı hekimle görüşmeleri sağlanmamakta hastaların poliklinik kartlarıyla bir hekimden diğerine devredildiği ve sürekliliğin sağlandığı varsayılmaktadır.

Randevu sistemi uygulanmamakta, hastalar uzun süre poliklinik kapılarında beklemektedirler. Görüşme süresince mahremiyet korunamamakta, hastayla yapılan görüşme birçok kez bölünmektedir. Hastaların önemli bir bölümünde her hangi bir tıbbi inceleme yapılmamakta, alınan öyküyle birçok yakınmanın ruhsal kökenli olduğu yorumuna kolayca varılmaktadır. Psikoterapi uygulamaları gerektiği şekilde yürütülmemekte ve psikososyal konulara yönelik girişimlerde bulunulmamaktadır. Tanı koyarken tanı ölçütleri yerine “sense clinique” ile tanı konmaktadır. İlaç dozları çoğu zaman etkili doza yükseltilmemekte, aynı gruptan birçok ilaç birarada yaygın olarak kullanılmaktadır. Kısmen iyileşme elde edildiğinde bu durum çoğu zaman yeterli görülmekte, tam iyileşme hedeflenmemekte ve tedavi seçenekleri denenmemektedir.

Psikiyatri polikliniklerinde yaşanan bu sorunları çözebilmek için hastaların uzman düzeyinde değerlendirilmesi sağlanmalı, tanı koyarken standart ölçütler kullanılmalı, izlem sırasında ve hastalığın şiddetini değerlendirmede kendini değerlendirme ölçeklerinden yararlanılmalı, hastaları hastalıkları ve ilaçları konusunda bilgilendirecek basılı broşürler ve kitapçıklar hazırlanmalı, hastalar ve yakınları acil durumlarda nereye başvurabilecekleri konusunda bilgilendirilmelidirler. Tedavi düzenlenirken altta yatan ya da eşlik eden bir organik hastalık olup olmadığı ilaç-ilaç etkileşimi ve psikotrop ilaçların yan etkileri mutlaka dikkate alınmalıdır. Ayrıca kişilik bozukluğu, tedaviye direnç, tedaviye uyumsuzluk, süregenlik ve özgül bir psikoterapi yönteminden yarar görme gibi durumlar için standart poliklinik uygulamalarından farklı uygulamalar geliştirilmelidir.

Yapılan az sayıdaki araştırmadan ve klinik deneyimlerden yola çıkarak yapılan saptamalar poliklinik uygulamalarında çağdaş kalite anlayışının çok gerisinde olduğumuzu ve poliklinik hizmetlerinde kaliteyi geliştirmek için yeni araştırmalar yapılmasının gerekli olduğunu göstermektedir.

Prof. Dr. Erol Özmen
Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi
Psikiyatri Anabilim Dalı

Sağlık Bilimleri Enstitüsü
Sağlık Hizmetlerinde İletişim Anabilim Dalı

Güncelleme: 30.01.2018